4 Ekim 2018 Perşembe

popstar bayhan

 Salak salak oturmuş başlık düşünürken o aklıma geldi. Yoksa konuyla bir alakası yok. Burası yeni bloğum. Yeniden çöplüğe dönüşebilme potansiyeline sahip. Yazılar arttıkça verdiği enerji negatife doğru kayan bir blog olmaması dileğiyle. Bismillahirrahmanirrahim. Sibel makası ver. Hayırlı uğurlu olsun.

 Ben acıyı anlatmadığımda yazılarım güzel olmuyormuş lan. Ben acının edebiyatını yaparken güzel oluyor her şey. Yetkin olduğum alan o galiba :D Bu yazı bok gibi oldu mesela. Ulan şarkı söylüyorum sesim güzel değil. Yazı yazayım diyorum anca salya sümük acıdan geberirken yazdığım yazılar bir şeye benziyor. Lanet olsun. Hiçbir boku beceremediğimi anladım. En güzel yol fuck the systemcı tayfaya geri dönmek galiba. Bütün yazıyı sildim. Y.rrk gibi oldu. Sikerim pozitif enerjisini. Böyle dertleşme gibi yazmaya çalışınca çok fazla karmaşıklaşıyor.  İki yağmur, aşk bilmem ne yazsam direk level atlıyor yazı.  Ben aşkı biliyorum lan. Yalnızlığı biliyorum. Acıyı biliyorum. Bilmediğim şeyleri yazmamam gerek. Bilmediğim konularda güzel ahkam kesebiliyorum ama yazarken olmuyormuş. Sabah 8 de rastgele bir parktaki banklara uzanıp işe, okula gidenleri izlerken sigaraya başladığım günleri anlatmam lazım. Hiç kimseye bağlılığınız olmadan, hiçbir yere ait hissetmeden insan nasıl yaşayabilir onu anlatabilirim. Acı çekerken herkese güçlü görünmek için daha fazla gülersiniz ya. Benim gülümsemem acınası bir hal alıyordu. Biraz daha gülersem ağlayacağımı biliyordum mesela o günler anlatılabilir. Daha 18 yaşında ve hala dine inancı varken belki biri duyar diye 'İntihar bile edecek cesaretim yok, nolur bir yol göster ' haykırışlarını da anlatabilirim. Ve ondan önceki gün telefonda ağız dolusu edilen küfürlere ve defalarca söylenen 'Git intihar et de kurtulalım' cümlelerine diyecek bir şey bulamamış biriydi bunları yaşayan. Kızmasın diye telefonu kapatmadan bütün küfürleri dinlemişti. İntihar da edemezdi. Garipti. İntihar bile edemeyeceğini bilerek hayata devam etmek çok garipti. O yüzden söylenen laflar onda hiçbir etki yaratmıyordu. Yaşamıyordu sanki. Sadece güneş doğmadan evvel bir parkın bankında uzanıp sigara içmek istiyordu. Parka doğru giderken gördüğü kuşlar onda gülümseme yaratıyordu. Ama doğal bir gülümseme değildi. Bir şeylere gülmesi gerekiyordu artık. Sabah gün başlıyordu, kuşlar uçuyordu bu insana huzur vermeliydi. Artık güzel bir şeyler hissetmek istiyordu sadece. Ve işte yazma fikri o zaman çıktı. İyi bir şeyler yazmak değildi amaç. Yazmak da değildi. Bir şey olmasıydı sadece. Yapabileceği tek şey yazmaktı. Çaresiz, boşlukta, yapayalnız biri hayata bir çok tepki verebilirdi. O her şeye gülmeyi seçmişti. Ama acınası bir gülmeydi. İntihar bile edemeyeceğini bilen bir insanın gülmesiydi. 'Biliyorum intihar edemem, etmem de ama kendime 2 yıl veriyorum. Böyle devam ederse galiba artık yapmak zorundayım. Nolur intihar etmek zorunda kalmayayım.' diye dua eden birinin gülmesiydi. Okulda kazandığı başarılardan sonra birinin o yaşta sigaraya hatta içkiye bağlanması çok acınası bir durum değil miydi? Keşke özentilik için başlamış olsaydı. Ve o sadece gülmek istiyordu. Karakter gelişimini sadece acınası gülümsemesini daha doğal hale getirebilmek üzerine yapan biri gerçekten gülebilir miydi? Gülmek bir refleks miydi yoksa bir ihtiyaç mıydı onun için? Yıllar sonra bolca duyacağı 'Ne kadar boş adamsın' cümleleri, hayatın tek gerçeği olan ölümle bu kadar yüz yüze olan biri için ne ifade edebilirdi? Yaşadığı her şeyi gülümsemesine saklayabilen biri aslında güçsüz sayılır mıydı? Hayatın değerini kim daha iyi biliyordu? Her gün annesinin acı dolu bakışlarına alışmış olan bir insan ne hissederdi? O anne yıllar önce oğluna gururla bakmıştı hep. 'Anne yine birinci oldum, kürsüde ödül verecekler sen de gel' derken ne kadar mutlu olduğunu hatırlıyordu. İnsan yüzünü neye dönerdi böyle bir dönemde? Annesine dönecek yüzü yoktu. Tanrıya mı? Hiç sanmıyorum. Tanrı o yaştaki birine bunları yaşatabilecek kadar zalim olabilir miydi? Yıllarını antidepresanlarla ve insanlardan uzak geçiren biri tekrar hayata nasıl adapte olabilirdi? Bunları yaşadığı için güçlü müydü yoksa güçsüz müydü? En ufak insani duygusu kalmayan biri hayata nasıl devam edebilirdi? Mutlu taklidi yapmaktan yorulur muydu bir insan? Her şeye rağmen toparlanıp tekrar denediğinde yine yapamayacağını görürse intihar mı ederdi? Hayallerine tutunmaktan, hayallerde yaşamaktan başka neye sarılabilirdi? Bir insan 'Normal bir insan olayım' diye defalarca dua eder miydi? Her şeyden tamamen kopmak ve geri dönüşü olmayan kararlar almak üzereyken hangi güç bundan vazgeçirirdi onu? Aşk geçirirdi. İlk defa gerçekten gülmesini de sağlardı. İçindeki çocuğun yaralarını da sarardı aşk. Ufacık bir sevgi bu kadar büyük bir karanlığı birden bire nasıl gökkuşağına çevirirdi? 'Artık ben hazırım hayata' demeye hazırlanırken 'Ben seni artık tanıdım' diyerek giden birinin ardından sardığı bütün yaralar bir anda nasıl kanamaya başlardı? 'O da beni sevmemiş' diye ağlayan, yaralarla dolu içindeki çocuğu nasıl susturabilirdi? Bu sefer gülümseme yeter miydi bunları saklamaya? Bu sefer saklayamıyordu bu acıyı. Hayatında bu kadar acı olan biri nasıl baş ederdi bununla? Herkese normalmiş gibi davrandığı hayatını hep bu şekilde ne kadar daha devam ettirebilirdi? Zamanında hiç yaşayamadığı acısını içinden nasıl atabilirdi? Herkese gülerek acı çekmediğini defalarca kanıtlamaya çalışmıştı. 'Ben çok kötü şeyler yaşadım. İntiharı çok düşündüm. Hiçbiriniz yanımda değildiniz. Kimse ne hissettiğimi sormadı. Annemin bana olan bakışlarının içimde yarattığı o utancı kim geçirebilir?' cümleleri ne kadar önemli artık? Her sabah parka giderken ördekleri görünce gülmeye çalışan biri ne kadar yaşıyordu? Böyle bir geçmişin bıraktığı izler geçer miydi? Artık normal olmaya çalışmaktan yorulmuştu. 

   Bu dönem neden bu kadar karamsarım hiç bilmiyorum. Neden böyle şeyler yazmak istiyorum bilmiyorum. Sonbahar etkisi mi bilmem. Ama yazmak iyi. Dersler de yeni yeni başlıyor zaten. Kendime ergenliğini biraz daha yaşama şansını veriyorum. İçimdeki 17 yaşındaki çocuğun allah belasını versin. Eski blogtaki yazılar yine eski sevgiliye, aşk acısına dönmeye başlayınca bıraktım. Anladım ki içimde hep kalacak onlar. Tekrar iyi olup onu kazanmak falan değilmiş olay. Neden geri döndüğünde kötü hissettiğimi de anladım. Safiyeyle faik gibi iyi anlaşmış ve çok mutlu olmuş olabiliriz ilk başlarda :D Ben en kötü zamanımda onu bulmuştum. Ona sığındım. O da bana sığındı. Aramızdaki şey gerçek sandım. Baya baya gerçek hem de. Onunla çok mutluyduk hiçbir şeyi kafasına takmayan biriydi. Benim de ihtiyacım olan oydu o dönemde. Ama zaman geçince bana karşı da aynı olacağını düşünmedim. Bana ait bir şey bulmuştum ve hiç bırakmak istememiştim. Hep peşinde koştum o geri gelince de yine bende sorun oldu. Aradığım şeyin onda olmadığını anladım galiba. Yine geri gelse yine giderim. Ama biliyorum ki o benim sandığım kişi değil. Hayır o da gerçekten sevdi ama belli edemiyor diye düşündüm hep. Olay o değilmiş. O ben olmayınca da başkalarına koşacak bunu hep biliyordum. En zor kabullenişim bu olacak. Zamanında bu gerçekten kaçarak hep ona sarılmıştım artık yüzleşmek zorundayım. Bayadır da bunu biliyorum. Galiba o yüzden biraz bu haldeyim. Ona teşekkür mü etmem lazım bilmiyorum. Bana hayatın ne kadar güzel olabileceğini gösterdi. Ne bileyim biri beni gerçekten sevdi heralde diye düşündüm. Beni güçlü görmesini, böyle çok iyi, mutlu takılıp tekrar bana dönmesini falan beklemek pek bana göre değil artık. Karanlık tarafımdan korkmuş olabilir :d Hayatımda ilk defa kendimden başka birini önemsemiştim. Doğum günü hazırlamıştım. Mum yakmayı bile bilmiyordum. Son zamanlarda bir sürü yapmamam gereken şey yaptım. Eğer onları yapmasaydım yine çok mutlu olurduk, sürekli salak salak şeylere gülerdik biliyorum. Şimdi de her şey düzgün olsa öyle oluruz. Ama bir kere yanıma gelip 'Sana ne oldu?' demedi. Saçının teline bile aşık olduğum insan benim acımı göremedi lan. Sadece eskisi gibi olmamı bekledi. Ben de diğer herkese yaptığım o acınası 'ben acı çekmiyorum' gülümsemesinden yaptım. Onun da hayatında bir sürü sorun vardı ve ben bir sorun varken kimseyi kendime yaklaştırmam bunu biliyorum. Ne bileyim olmadı yakınlık hissedemedim. Belki de tamamen o haklı. Artık bunları düşünüp neden sonuç ilişkisi kurmayı bıraktım. Bu aralar deli gibi depresif takılıp az kendi halimde kalmak istiyorum. Çekebildiğim kadar acıyı çekip deli gibi çekmem gerek. Zaten bir sürü yapmam gereken şey var. Pek fazla acıya zaman kalmayacak. Bu duyguları teee 16 yaşında yaşadım en son. Geceleri şarkı dinleyip acı çekmek çok güzeldi lan. O zaman için güzel değildi de şimdi bakınca güzel geliyor. Belki de bu yüzden ergenliğe dönmüştür yazılarım falan. O dönemi hatırlamışımdır :d Aşk benim için bir tutku lan. Acı çeksem de hep mükemmel olduğunu bildiğim için aramaya devam ettim. Tekrar bulduğum zaman ne kadar büyüleyici olacağını düşünmek bile bana mükemmel geliyor şimdiden. Hayat kalitenizi düşürün, her hoşunuza gidenle sevgili olmayın. Aşka inanın. Yoksa aşk nedir ki amına koyyim. Ama benim gibi kendinizi tamamen aşka saklarsanız etkisi maksimum seviye oluyor :D Evde de kalabilirsiniz çok da şey yapmim. Lan aşırı acı çekiyorum ya. Bayadır olmuyordu. Zevkli de ha. Bu ergen ruh hallerim bile çok hoşuma gidiyor. Saçlarım falan dökülüyo diye moralim bozuluyodu. Bu aşk acısı iyi oldu. Aslında ben bu kafaya bayadır girdim. Mutluydum da he. Kabullendikten sonra çekilen acı daha değişik. Artık kendini iyileştirmeye başlıyorsun çünkü. Ama doğum günümde mesaj atmıştı. Yine aklımda acaba oluştu. Ondan sonra bozuldu olay. Tekrar girdim kabullenme kafasına :d Bu acı daha değişik. Önceden hep bi peşinden koşma fikri olurdu. Doğum gününü beklemiştim geçen sene mesaj atmak için falan. Artık oyun oynayacak halim yok. Bu sefer bütün zorlukları aşmaya hazırım. Hayatım bok gibiydi. Onu düzelttim sayılır. Artık tek başıma hayata ben de varım diyebilecek gücüm var. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder