küfürlü içerik
6 Ekim 2018 Cumartesi
dırırım
Bugün mutluyum lan. Bütün bu hissettiğim yükü bir şekilde kinetik enerjiye çeviriyorum. Kinetik enerji de fen derslerinden aklımda kalan tek şey :D Hareket halindeki enerjiydi galiba. Yan tarafta da biri her gece gitarla şarkı söylüyor. Tripten tribe sokuyor piç. Hep bi amaç arardım kendime. Kendimi harekete geçirebilmek için bir amaç. Gerçekten inandığım bir şey. Galiba artık buldum. Ne kadar kaçmaya çalışsam da kabullendim. Ben onu çok seviyorum. Ve bu kadar değer verdiğim başka birini daha hayal kırıklığına uğrattığım için çok pişmanlık duyuyorum. Ama ilk defa ben böyleyim deyip üzülmek yerine artık savaşmak istiyorum. O gücü ilk defa içimde buldum. Artık yapmaktan korktuğum, kaçtığım şeyleri yapmam gerek. Bu senelerde kendime bir çok şey katmam gerek. Ve kendimi geliştirmek için artık harekete geçtim. Ve istediklerimi artık yapıcam. Belki o bana geri dönmeyecek artık ama ona da göstermek istiyorum verdiğim değeri. Ben aşkım için hep korkaklık ettim. Hiçbir şey yapmadım. Ve 'Sen beni sevmedin' cümlesini kabullenemiyorum. Duygularımı gösterememiş olabilirim. Hiç savaşmamış olabilirim. Ama ne kadar değer verdiğimi en azından bu şekilde göstermek istiyorum. İlk önce kendim için. Hiçbir şey yapmadan oturup onun bana koşmasını bekledim hep. Koşmayınca ona kızdım. Beni sevmiyor diye düşündüm. Ama ben onu hak etmek için ne yapıyorum diye hiç düşünmedim. Artık yapıcam. Belki beni artık sevmeyecek, umrunda olmayacak. Ama bunu kendim için yapmam gerek. Ben aslında çok sevdim diyebilmek için yapıcam. Ve bunları düşünmek hayatımda ilk defa bana bir amaç verdi. O çok alıştığım, hiç kalkmadığım yerimden beni kaldırabildi. Dünyanın en güzel duygusunun aşk olduğunu hep biliyordum. İçten içe dünyadaki en önemli şey aşk diye hep düşünüyordum. Ama bunları düşünürken kendime bile inanmamışım. Kendi doğrularımı bile göz ardı etmişim. Ve artık anlıyorum ki dünyadaki en güzel ve en güçlü duygu aşk. Ve artık olmayacak olsa bile ona olan aşkım için ilk defa kendim için bir şeyler yapıcam. Çok mutluyum. Çok enerjiğim. İlk defa iştahım yerine geldi. Onunla tanıştığımızda o kronik mide bulantısı geçmişti. Artık o olmasa da bunları hissedebiliyorum. Hep onu aradım yanımda. O olursa yapıcam diye düşündüm. Ama o yok dedim. Olunca yine yapmadım. Ve aslında ne kadar aşık olduğumu kendime kanıtlamam gerek. Ben onu yanımda diye sevmedim. Hep benimle olacak diye sevmedim. O başkasıyla beraber diye ona çok kızdım. Sevmiyorum dedim. Ama artık kabullendim ben onu hala deli gibi seviyorum. Ne yaptığı önemli değil. Ben onu sevdim lan. Salak salak yaptığı şakaları sevdim. Benim ümitsiz bir vaka olduğumu sonunda anladı. Onun için hiçbir şey yapmadığı gördü. Ve hayatımdaki en güzel insanı da hayal kırıklığına uğrattım. Artık bu olmayacak. Artık savaşmaya hazırım. Ne kadar zorlansam da, onu ne kadar özlesem de, üzülsem de savaşmaya devam edicem. Ben onu benim yanımda diye sevmedim. Benim yanımda değilken aşkımın bitmesini bekledim. Sevmiyorum aslında dedim. Ama hep kendimi kandırdım. Benim duygularım çok büyüktü. Artık bunu kabullendiğim için çok mutluyum. İsterse dünyanın öbür ucunda olsun, isterse dünyanın en kötü insanı olsun ben onu seviyorum lan. Bunları rahat rahat söyleyebilmek beni çok rahatlatıyor. Ne kadar kaçsam da gerçekleri anlıyorum. Duygularımı ne kadar göstermemiş olsam da onları hissettiğim gerçeğini değiştirmiyor bu. Kendi iğrenç kibrim yüzünden sevdiğimi kabul edip onun için bir şeyler yapmadım. Hep iki arada bir derede kaldım. Kalbim deli gibi çarpıyordu o varken. Ama aklım sen aşık değilsin, olamazsın, güçsüz olma diye bağırıyordu. Ama olaya kendimi bıraktığımda aslında neler olduğunu anlıyorum. İsterse yanımda olmasın. İsterse dünyanın en imkansız aşkı olsun. İsterse bana dünyadaki en büyük kötülükleri yapsın. Ben çok seviyorum. Bunu artık bağıra bağıra söylemek istiyorum. Seviyorum lan napayım işte. Ben de böyle aşkımdan geberdiğimi bilmiyordum. Hep geri dönsün diye uğraşıp dönünce yine onun beni sevmesini bekliyordum. Hiçbir zaman bir şey yapmadım onun için. O hep yanımda olacak, beni çok sevecek diye düşündüm. Beni terketti diye ona çok kızdım. Ben öyle kibirli bir insandım ki ben bu kadar mükemmelken beni nasıl terkedebilir diye düşündüm. Bu işin hep edebiyatını yapmak istedim. Hep acısını çekmek istedim. Yanımdaki aşkı yaşamadım hiç. En azından bunları anlıyor olmak güzel. Hatta çok güzel. O belki yok ama ben ne kadar sevdiğimi göstermek istiyorum. O benim dünyada gördüğüm en güzel şey. Bir insan düştüğünde bile bu kadar güzel olabilir mi? İşte ben aslında hep böyle düşünürken ondan sakladım duygularımı. Göstermek istemedim. Artık o gururu bıraktım. Ne yaparsa yapsın. Ne düşünürse düşünsün. O benim dünyada gördüğüm en güzel şey.
5 Ekim 2018 Cuma
recovery
Selamun aleyk. Libidonun önemi konulu bir yazı. Yok lan yok. Biraz önce değişik bir aydınlanma yaşadım. Çok fazla acı çektiğimi biliyorum. Ama ayağa daha güçlü kalkmam gerektiğini de biliyorum. Bu aralar kendime biraz acı çekme arası vermiş olsam da ne hale dönüştüğümü gördüm biraz olsun. Anlattığım zor zamanlardan sonra bir sürü kişisel gelişim kitabı ve en sonunda kızlar konusunda hayatımı değiştiren kitabı okumuştum. Vücudumu düzeltmiştim, kendime bakmaya başlamıştım ve en önemlisi özgüvenim tavandı. Yazdığım şeylere baktım. Şimdiki halime baktım. Yaptığım şeylere baktım. Dedim ben memur olmuşum amına koyyim. Bitmişim amına koyyim. Recep ivedikteki replik var ya iç güzelliğin iyidir ama gel gelelim ruhlar aleminde de yaşamıyoruz olayı. Ruhlar aleminde de yaşamıyoruz lan. Çekiciliğim sıfır lan. Aynaya bakmayı bile istemiyorum. Spora başlamam lazım. Vücudumu düzeltmek bana iyi gelecek. Bir yandan derslere de çok asılmam lazım. Klüplere katıldım. E kurslar da başlayacak. İşte buradaki seçimlerim kritik. Bir şekilde hayatın içinde olmam lazım. Hayat kalitemi düşüren en önemli şey özgüven şu an. Derslere ve özgüvenimi yukarı taşıyacak şeylere önem vermem gerek. Ulan zamanında hiç bir bok yapmadık. Hepsi birikti işte. Şu amına kodumun derslerini yüksek notlarla geçmem lazım. Beni sınırlayan en büyük sorun o şu an. Onunla beraber özgüvenimi yukarı çekmem lazım. Daha sonra kendimi geliştirme var. İş dünyasına hazırlık için yapacağım şeyler yani. Onların acelesi yok seneye de kalabilir. Araba falan almam lazım. O da iş dünyasına girince olsun artık. Çekiciliğim sıfır lan. Bu yaştan emekli kafasına girdim. Ben eve kapanıp roman falan okurken hiç mutlu değildim ki. Ne zaman özgüvenimi yükselttim o zaman hayata karışabildim. Ve çok mutlu oldum. Bunları gerçekten yapmam lazım. Nasıl sabredicem bilmiyorum ama dişimi sıkıp yapmam lazım. Ben kitaplara gömülüp yaşamak istemiyorum lan. Ha hayatım güzel olur ekstra kitap okurum o zaman güzel olur. En kritik şey dersler. Sonrası vücut. Özgüvenim yerine geliyor vücudum iyiyken. Hayatımın ufacık bir kısmında o da :D Sigarayı bırakır, ona verdiğim parayı spora veririm. Bu sefer çok güçlü ayağa kalkmam gerek. Erkeğim lan ben. Testesteron önemli. Onu kullanmam gerek. İnsanı daha enerjik yapıyor. Valla ölmüş ruhum birazcık ayaklandı. Okulum uzayacak. Belki de bitmeyecek. Sikerim ben düzgün olduktan sonra her şeyi yaparım. Bu yazı saçma sapan bir gaza gelme yazısı. Artık değiştiremediğim şeylerden yakınmak yerine değiştirmek için bir şeyler yapmam gerek. Bahanelere sığınmadan
sonbahar olmalı
Çok fazla acı çekiyorum. Bu dönemler ne kadar istemesem de bu acıyı çekmem gerektiğini anladım. Bi aydınlanma dönemi gibi benim için. Yine o ergenlikte kendime acı çektirmek için her gece dinlediğim şarkıyı açtım. Bir süre sonra nefes nefese kalıp artık dinleyemeyeceğimi anlayıp o tarz şarkılar dinlemeyi bırakmıştım. Şimdi tekrar hazırım. Bir yazı yazmıştım. İnsan yalanlar üzerine kurduğu dünyası yıkıldığında ne yapar tarzı sorular sormuştum kendi kendime. Galiba artık hayal dünyam yıkıldı. İlk defa gerçeklerden kaçamıyorum. İlk seferinde herkesten ve her şeyden kaçarak gerçeklerden kaçabilmiştim. Sonra tekrar yüz yüze geldik o gerçeklerle. Dünyanın en güzel aşkını bulup yine kaçabilmiştim. Biliyorum daha fazla kaçamam. Ne olacaksa olsun deyip bıraktım kendimi. Çok fazla acı çekiyorum. Ama ölmeyeceğimi biliyorum. Biraz bu konulardan bahsedince bile yüzüm buruşuyor. Biraz daha zorlarsam ağlayacağım biliyorum. Ki ben senelerdir istese de ağlayamayan biriyim. Bir şeye çok üzüldükten sonra ağlamaya çalışır, bir kaç damla akınca mutlu olurdum.
Geçmişimi hayatıma dahil etmedim hiçbir zaman. Kabul etmedim. O acıyı çekip daha mutsuz biri olmak istemedim. Ben her zaman gülen, eğlenen insandım. Yaşadığım her şeyi unutup yoluma devam etmek istedim. Her seferinde kaçtım. Çok büyük şeylerdi benim için. O yaştaki çocuğa defalarca 'Git intihar et de kurtulalım artık' denilir mi lan? O yaştaki bir çocuk yalnızlığın gerçekten nasıl bir şey olduğunu öğrenmemeliydi. Hani sizin bildiğiniz yalnızlıktan değil. Keşke öyle olsa. O yaştaki bir çocuk en fazla ne yapmış olabilir de bu kadar acı dolu, öfke dolu bakışlara maruz kalsın? Niye kimse gelip 'Neyin var?' demedi. Belki her şey düzelecekti. Felakete gidiyor gibi hissediyordum. Herhalde bunun sonu delirmek diye düşünüyordum. Belki delirsem mutlu olabilirdim. O zamanları hala kabul edemiyorum. Bunun ağırlığını nasıl taşırım bilmiyorum çünkü. Ben daha olgun biri olamam. Ben salak salak gülmek istiyorum sadece. Ben bu şekilde büyümek istemiyorum. Ben sadece farklı bir renktim. Değişik bir insandım amına koyyim. Niye insanlar bunu böyle görmek yerine beni dışlamayı seçti bilmiyorum. Keşke benim çevremde de benim gibi manyaklar olsa. Bu olanlardan sonra bütün insani özelliklerimi kaybetmiş gibi hissediyordum. Ama bir şekilde yine salak salak gülerek, her şeye heyecanlanarak normal bir insan olmayı denedim. Baya da iyiydim. Ama bir şekilde hep sorun çıktı. Olmadı yani. Eninde sonunda bu çözemediğim, karanlık taraf ortaya çıkıyordu. İnsanlara değer veremiyordum. Yakınlık hissedemiyordum. Sevmiyordum. Bazen onlar beni seviyordu. Sonra benim böyle biri olduğumu anlayıp bana kızıyorlardı. Olmuyor amına koyyim ne yapayım? Ben de çok denedim. Olmuyordu işte. Nasıl değer verilir onu bile bilmiyorum. Daha çok soru mu sorarsın mesela onu da bilmiyorum. Bu sorularla, sorunlarla geçti yıllar. Artık sorunu galiba biliyorum. Benim sike sike o acıyı çekmem lazım. Sahiplenmem lazım. İşin ucunda büyümek de olsa, artık daha az gülmek de olsa. Zaten güldüğümüz yok :D
Yanımdaki insanların hiçbirini görmemişim. Yalnız kalmak bende saçma bir kibir yaratmış. Hep gözüm yükseklerde olmuş. Kimseyi beğenmemişim. Herkese kızmışım. Aslında herkes benim nasıl biri olduğumu biliyormuş. Ben kendimi normal biri olduğuma inandırmışım. Kendi hayal dünyamda öyleydi. Hatta ben her şeyin en doğrusunu bilen, hiç acı çekmeyen biriydim. O acıyı biraz gören insanları hemen kendimden uzaklaştırmışım. Ne kadar bana yaklaşmaya çalışsalar da yaklaştıklarına pişman olmalarını sağlıyordum. Çünkü istemiyordum. Kimse yanımda olsun istemiyordum. Ben acı çeken biri değildim. Bana yaklaşmaya çalıştıkları için hep art niyet aramışım. Beni sevdikleri fikrini hiç düşünmedim. Düşünsem de buna olanak vermediğim için üstünde durmadım. Hep düşündüğüm bir şey vardı. Beni gerçekten seven insanlarla tanışmak istiyordum. Bir şekilde benim onun veya onların hoşuna gitmem fikri güzeldi. Ama acıyla değil. Sürekli güleriz eğleniriz. Çok da iyi anlaşırız. Beraber çok mutluyuzdur. İşte benim için gerçek sevgi oydu. Ben acılarımı göstermek istemiyordum. Ama ne oldu biliyor musunuz? O insanlar aslında hep yanımdaymış. Benim acılarımı paylaşmak isteyen insanlar varmış. Kendime oluşturduğum o hayal dünyasındaki karaktere ve iğrenç kibrime rağmen benim yanımda olan insanlar varmış. Benim o hep aradığım gerçek sevgiyi aslında kalplerinde taşıyanlar varmış. Hatta o kadar gerçekmiş ki acılarımı paylaşmak istemişler. O iğrenç kibrime rağmen. Ben de var gücümle onları uzaklaştırmaya çalışmışım. Bana aslında neler olduğunu anlatmaya çalışan insanlar varmış. Uykumdan uyandırmaya çalışan insanlar... Dışımdaki dikenlerden bir türlü bana ulaşamayan insanlar varmış. Ve ben hep onlara kızmışım.
Yüzleşmekten kaçtığım geçmişim var. Ve yüzleşmemek için kurduğum hayal dünyam var. Ve o hep aradığım gerçek sevgiyi ellerinden alıp yere attığım insanlar var. Artık hepsiyle yüzleşmem gerek. Ben böyle olsun istememiştim. Belki hak ediyorumdur bunları. Kibirli bir insanı ben de sevmem. Her şeyi hak ediyordur. Belki ben de hak ediyorum. Ben sadece geçmişimden kaçıp normal bir insan olmak istemiştim. Yine salak salak gülüp eğlenmek istemiştim insanlarla. Kaçmanın tek yolu buydu. Kimseye acılarımı göstermemek tek çaremdi. Ve yarattığım o dünyada gülerek eğlenerek gerçek sevgiyi bulacağımı düşündüm. Bana yaklaşan insanlara, bir şey soran insanlara kızdım hep. Onlar biliyordu. Beni tanıyordu. Benim nasıl biri olduğumu biliyorlardı. Ama ben onları bilmiyordum. Kalbimdeki o iğrenç katılığın, kibrin onlarda da olduğunu düşündüm. Art niyet aradım. Çok kızdım. Ben normaldim, sadece beni rahat bıraksınlar istedim. Çok salaktım. Salak kelimesi yetmiyor. Ne desem bilemiyorum kendime. O insanlara bunu nasıl yaptım bilmiyorum. Hep aradığım şeyi bulduğumda nasıl geri çevirdim bilmiyorum.
İnsan, kendine yarattığı o ihtişamlı dünya yıkıldığında ne yapar? Kendini görmemek için hiç bakmadığı aynaya bakmak zorunda kaldığında ne hisseder? Böyle çok muhteşem biri olmadığını görmeye hazır mıdır? Ve her şeye rağmen yanında olan insanlara 'Ben muhteşemim, o yüzden yanımdasınız.' dediği zamanları nasıl unutur? Aynadaki halini gördüğünde ne yapar? İnsanların o iğrenç yüze rağmen yanında olduklarını anlamak ne kadar acı verici. Gerçek sevgiyi aramaya artık yüzü var mıdır?
Bugünlerde çok acı çekiyorum. Bütün dünyam yıkıldı. İçimde hep bir şeye heves vardı. Hep daha iyilerini hak ettiğimi düşünüyordum. Yanımdaki insanlar daha iyilerini hak ediyormuş. Şimdi geçmişe gidip o insanlara nasıl sarılabilirim? Bunu gerçekten o kadar istiyorum ki... Kendimi hep çok iyi biri sanarken, aslında iyi insanlara kötülükler yapan bir canavar olduğumu anlıyorum. İçindeki canavarı da hep saklayan biri. Ben neler yaptığımı göremedim. Kendimi hep en iyisini yapıyor diye düşündüm. Herkese acı çektirmek istedim. Kendime yapamadığım her şeyi diğer insanlara yaptım. Düşününce çok utanıyorum. Her şeyi hak ettiğimi biliyorum. Ama böyle olmayı ben istememiştim.
İkinci kaçışım aşk sayesinde oldu. Dünyanın en güzel aşkıydı. İlk defa normal insan da olmuştum. O içimdeki buz tutmuş kalbin çözüldüğünü hissediyordum. Ona mektuplar yazdım. Bana her kızdığında şişen yanaklarını ısırdım. Evet bunu defalarca kez, milyonlarca kez anlatacağım. İçimdeki o iğrenç his başka türlü susmuyor. Çok sevdiğim ve defalarca okuduğum bir kitap vardı. O kitabı ilk gördüğünde ilk sayfasını açtı. Annemin bana yazdığı yazıyı gördü, gözleri doldu. Hemen kapattım kitabı. En kötü zamanlarımda odamdan çıkmaz o kitabı okurdum. Annemin bana acıyan gözlerle bakmaya başladığı dönemlerde. Bana ne kadar üzülse de onunla konuşmazdım. Ona da kızıyordum. Bir gün o kitabı sürekli okuduğum için ilk sayfasına 'Seni seviyorum oğlum' yazmış. O kızın bu yazıyı görmesini istememiştim. Ben öyle biri değildim. Ama o benim nasıl biri olduğumu hep biliyormuş. Artık yine sorunlar çıkmaya başlamıştı. Bu acılar sorun yaratıyordu. Eskisi gibi olamıyordum. O kız kapıma gelip ağladı. 'Paran mı yok?' dedi. 'Neden dışarı çıkmıyosun?' dedi. Ben onunla dalga geçtim. Hala kendimce saklamaya çalışıyordum. Her bu tarz sorular sorduğunda ona kızıp bana karışma falan derdim. Veya dalga geçerdim. Herkes benim nasıl biri olduğumu hep biliyormuş. Neden bir kez olsun anlatmadım bilmiyorum. Annem benimle konuşabilmek için bir sürü şey denerken hatta 'Benimle hiç konuşmuyorsun' diye karşımda ağlarken neden hiç kalbim sızlamadı bilmiyorum. Anlatmak yerine daha da kendi içime kapanıp acı çekiyordum. Ben bu duygularla ne yapıcam bilmiyorum.Geçmişi değiştiremiyorum. O kıza bugün mesaj attım. Artık umrunda değilim biliyorum. Ama ben kendimi affedemiyorum. O hep aradığım gerçek sevginin en güzelini bulmuşken niye böyle iğrenç şeyler yaptım bilmiyorum. Onunla bir sürü şey yapmayı deli gibi isterken neden ona çok kızdım bilmiyorum. Heyecanlı heyecanlı annesiyle tanıştırmaya çağırırken neden ona çok kızdım bilmiyorum. Anlattığım mesajda biraz olsun anlatmaya çalıştım bunu. Beni affet dedim. Mesajımı bile engellemiş. Veya yazmıyor artık işte. 'Ben de seninle her şeyi yapmak istiyordum ama içimdeki canavara engel olamadım' diyemiyorum artık. 'Bütün gücümle sarılsam ne kadar acı çektiğimi hissedebilir misin?' diyemiyorum. Herkesin kalbi kırılmış. Artık alışmışlar. Umursamıyorlar. Ama ben içimdeki canavar yüzünden çok fazla vicdan azabı çekiyorum. O kız bana gerçekleri söylemişti.
Bu utançla nasıl yaşanır bilmiyorum. Kendimi çok iyi biri gibi gördüm hep. Şimdi her şey çok ağır geliyor. O hayal dünyasını kurmaya başladığım zamana geri döndüm. Yaşamam gereken acıyı yaşıyorum artık kaçmadan. Belki zamanında kaçmasam böyle bir canavara dönüşmezdim. En azından hala aşk olsaydı hayatımda. Yüzleşmek bu kadar zor olmazdı. Artık o başkalarıyla aşk yaşıyor. Herkese nasıl aşık olabilir bir insan bilmiyorum. Keşke ben de öyle olsaydım. Ama bunu diyebilecek bir lüksüm yok ona. Ben hepsini hak ettim. Onu başkalarıyla görmeyi de hak ettim. Çünkü biraz olsun insan olsaydım hep yanımda olurdu biliyorum. O okula gitmeye başlamıştı. Sırf ben evdeyken sıkılmayayım diye kedi aldı bana. Ben evden çıkmıyordum çünkü :D Nasıl biri olduğumu bilmiyordum ama bana çok güzel bakıyordu. Kendi tarzımda aşkı yaşıyordum. Onunla tanıştığım zamanlar ne kadar kendimi normal görsem de hiç normal değildim. İnsanlarla çok fazla yakın olmaya hala hazır değildim. Annesiyle tanışmaktan da bu yüzden korkmuş olabilirim. Aslında normal olmadığım her halimden belliymiş. Bambaşka biri olduğumu düşünüp yaşamışım hayatımı. Bana 'Sevgilim beni annesiyle tanıştırdı, hem de elimden tutarak.' demişti sonradan. O çok canımı yakmıştı. Benden başkasıyla evlenmeyi bile düşünebilmiş demek ki. Yıllar boyunca bir kere bile evlilik konusunu konuşmadım. Ne kadar istesem de yapamıyordum. Ona kızıyordum. Benimle evlilik için mi sevgili oldu diye düşündüm. 'Ben seninle ciddi düşünmüyorum' dedim hep ona kızarak. Ben ilk defa bir kızı annemle tanıştırmıştım. Ki annemle aramız da bok gibiydi. Heyecandan ne yapacağımı bilememiştim. Ama çok mutluydum. Elini tutmayı bırak elimi ayağımı nereye koyacağımı bilmiyordum. Benim için çok büyük şeylerdi. Onun için değilmiş. Başkalarına da bana baktığı gibi bakabiliyor. Bunu da hak ettim galiba. Bununla yüzleşmeyi de hak ettim. Ben her şeyi hak ettim. Artık her şeyle yüzleşmeye hazırım. Keşke aşık olmasaydım. Daha kolay olurdu.
Bana inanan insanları nasıl bu kadar zehirleyebildim bilmiyorum. Bu his nasıl geçecek bilmiyorum. Hiçbirine sarılamıyorum. Sarılıp hiç bırakmasaydım keşke. 'Ben çok acı çektim, istesem de normal insan gibi davranamıyorum. Ama iyi ki varsın' diyebilseydim keşke. Kalbim olduğunu gösteremiyorum kimseye. Bundan sonra elime alıp gezsem güzel olacak. Çok acı çekiyorum.
Ama artık kaçmak yok Bu sefer istediğim hayat için savaşmam gerektiğini biliyorum. Bahanelere sığınmadan yapmam gereken her şeyi yapıcam. Bu sefer ayağa çok güçlü kalkmalıyım. Yeni hayaller kurmalı onları yapmalıyım. Kendi hedeflerime koşmam gerek. Ben kıyıda köşede kitap okuyup mutlu olmaya çalışan biri olmak istemiyorum. Mutsuzluğuma bahane bulmak istemiyorum. Bu paragrafı sonradan ekledim :d Çok fazla umutsuz olduğumu farkettim. Yaşlı bir insan gibi sızlanmayı bırakmam gerek.
Geçmişimi hayatıma dahil etmedim hiçbir zaman. Kabul etmedim. O acıyı çekip daha mutsuz biri olmak istemedim. Ben her zaman gülen, eğlenen insandım. Yaşadığım her şeyi unutup yoluma devam etmek istedim. Her seferinde kaçtım. Çok büyük şeylerdi benim için. O yaştaki çocuğa defalarca 'Git intihar et de kurtulalım artık' denilir mi lan? O yaştaki bir çocuk yalnızlığın gerçekten nasıl bir şey olduğunu öğrenmemeliydi. Hani sizin bildiğiniz yalnızlıktan değil. Keşke öyle olsa. O yaştaki bir çocuk en fazla ne yapmış olabilir de bu kadar acı dolu, öfke dolu bakışlara maruz kalsın? Niye kimse gelip 'Neyin var?' demedi. Belki her şey düzelecekti. Felakete gidiyor gibi hissediyordum. Herhalde bunun sonu delirmek diye düşünüyordum. Belki delirsem mutlu olabilirdim. O zamanları hala kabul edemiyorum. Bunun ağırlığını nasıl taşırım bilmiyorum çünkü. Ben daha olgun biri olamam. Ben salak salak gülmek istiyorum sadece. Ben bu şekilde büyümek istemiyorum. Ben sadece farklı bir renktim. Değişik bir insandım amına koyyim. Niye insanlar bunu böyle görmek yerine beni dışlamayı seçti bilmiyorum. Keşke benim çevremde de benim gibi manyaklar olsa. Bu olanlardan sonra bütün insani özelliklerimi kaybetmiş gibi hissediyordum. Ama bir şekilde yine salak salak gülerek, her şeye heyecanlanarak normal bir insan olmayı denedim. Baya da iyiydim. Ama bir şekilde hep sorun çıktı. Olmadı yani. Eninde sonunda bu çözemediğim, karanlık taraf ortaya çıkıyordu. İnsanlara değer veremiyordum. Yakınlık hissedemiyordum. Sevmiyordum. Bazen onlar beni seviyordu. Sonra benim böyle biri olduğumu anlayıp bana kızıyorlardı. Olmuyor amına koyyim ne yapayım? Ben de çok denedim. Olmuyordu işte. Nasıl değer verilir onu bile bilmiyorum. Daha çok soru mu sorarsın mesela onu da bilmiyorum. Bu sorularla, sorunlarla geçti yıllar. Artık sorunu galiba biliyorum. Benim sike sike o acıyı çekmem lazım. Sahiplenmem lazım. İşin ucunda büyümek de olsa, artık daha az gülmek de olsa. Zaten güldüğümüz yok :D
Yanımdaki insanların hiçbirini görmemişim. Yalnız kalmak bende saçma bir kibir yaratmış. Hep gözüm yükseklerde olmuş. Kimseyi beğenmemişim. Herkese kızmışım. Aslında herkes benim nasıl biri olduğumu biliyormuş. Ben kendimi normal biri olduğuma inandırmışım. Kendi hayal dünyamda öyleydi. Hatta ben her şeyin en doğrusunu bilen, hiç acı çekmeyen biriydim. O acıyı biraz gören insanları hemen kendimden uzaklaştırmışım. Ne kadar bana yaklaşmaya çalışsalar da yaklaştıklarına pişman olmalarını sağlıyordum. Çünkü istemiyordum. Kimse yanımda olsun istemiyordum. Ben acı çeken biri değildim. Bana yaklaşmaya çalıştıkları için hep art niyet aramışım. Beni sevdikleri fikrini hiç düşünmedim. Düşünsem de buna olanak vermediğim için üstünde durmadım. Hep düşündüğüm bir şey vardı. Beni gerçekten seven insanlarla tanışmak istiyordum. Bir şekilde benim onun veya onların hoşuna gitmem fikri güzeldi. Ama acıyla değil. Sürekli güleriz eğleniriz. Çok da iyi anlaşırız. Beraber çok mutluyuzdur. İşte benim için gerçek sevgi oydu. Ben acılarımı göstermek istemiyordum. Ama ne oldu biliyor musunuz? O insanlar aslında hep yanımdaymış. Benim acılarımı paylaşmak isteyen insanlar varmış. Kendime oluşturduğum o hayal dünyasındaki karaktere ve iğrenç kibrime rağmen benim yanımda olan insanlar varmış. Benim o hep aradığım gerçek sevgiyi aslında kalplerinde taşıyanlar varmış. Hatta o kadar gerçekmiş ki acılarımı paylaşmak istemişler. O iğrenç kibrime rağmen. Ben de var gücümle onları uzaklaştırmaya çalışmışım. Bana aslında neler olduğunu anlatmaya çalışan insanlar varmış. Uykumdan uyandırmaya çalışan insanlar... Dışımdaki dikenlerden bir türlü bana ulaşamayan insanlar varmış. Ve ben hep onlara kızmışım.
Yüzleşmekten kaçtığım geçmişim var. Ve yüzleşmemek için kurduğum hayal dünyam var. Ve o hep aradığım gerçek sevgiyi ellerinden alıp yere attığım insanlar var. Artık hepsiyle yüzleşmem gerek. Ben böyle olsun istememiştim. Belki hak ediyorumdur bunları. Kibirli bir insanı ben de sevmem. Her şeyi hak ediyordur. Belki ben de hak ediyorum. Ben sadece geçmişimden kaçıp normal bir insan olmak istemiştim. Yine salak salak gülüp eğlenmek istemiştim insanlarla. Kaçmanın tek yolu buydu. Kimseye acılarımı göstermemek tek çaremdi. Ve yarattığım o dünyada gülerek eğlenerek gerçek sevgiyi bulacağımı düşündüm. Bana yaklaşan insanlara, bir şey soran insanlara kızdım hep. Onlar biliyordu. Beni tanıyordu. Benim nasıl biri olduğumu biliyorlardı. Ama ben onları bilmiyordum. Kalbimdeki o iğrenç katılığın, kibrin onlarda da olduğunu düşündüm. Art niyet aradım. Çok kızdım. Ben normaldim, sadece beni rahat bıraksınlar istedim. Çok salaktım. Salak kelimesi yetmiyor. Ne desem bilemiyorum kendime. O insanlara bunu nasıl yaptım bilmiyorum. Hep aradığım şeyi bulduğumda nasıl geri çevirdim bilmiyorum.
İnsan, kendine yarattığı o ihtişamlı dünya yıkıldığında ne yapar? Kendini görmemek için hiç bakmadığı aynaya bakmak zorunda kaldığında ne hisseder? Böyle çok muhteşem biri olmadığını görmeye hazır mıdır? Ve her şeye rağmen yanında olan insanlara 'Ben muhteşemim, o yüzden yanımdasınız.' dediği zamanları nasıl unutur? Aynadaki halini gördüğünde ne yapar? İnsanların o iğrenç yüze rağmen yanında olduklarını anlamak ne kadar acı verici. Gerçek sevgiyi aramaya artık yüzü var mıdır?
Bugünlerde çok acı çekiyorum. Bütün dünyam yıkıldı. İçimde hep bir şeye heves vardı. Hep daha iyilerini hak ettiğimi düşünüyordum. Yanımdaki insanlar daha iyilerini hak ediyormuş. Şimdi geçmişe gidip o insanlara nasıl sarılabilirim? Bunu gerçekten o kadar istiyorum ki... Kendimi hep çok iyi biri sanarken, aslında iyi insanlara kötülükler yapan bir canavar olduğumu anlıyorum. İçindeki canavarı da hep saklayan biri. Ben neler yaptığımı göremedim. Kendimi hep en iyisini yapıyor diye düşündüm. Herkese acı çektirmek istedim. Kendime yapamadığım her şeyi diğer insanlara yaptım. Düşününce çok utanıyorum. Her şeyi hak ettiğimi biliyorum. Ama böyle olmayı ben istememiştim.
İkinci kaçışım aşk sayesinde oldu. Dünyanın en güzel aşkıydı. İlk defa normal insan da olmuştum. O içimdeki buz tutmuş kalbin çözüldüğünü hissediyordum. Ona mektuplar yazdım. Bana her kızdığında şişen yanaklarını ısırdım. Evet bunu defalarca kez, milyonlarca kez anlatacağım. İçimdeki o iğrenç his başka türlü susmuyor. Çok sevdiğim ve defalarca okuduğum bir kitap vardı. O kitabı ilk gördüğünde ilk sayfasını açtı. Annemin bana yazdığı yazıyı gördü, gözleri doldu. Hemen kapattım kitabı. En kötü zamanlarımda odamdan çıkmaz o kitabı okurdum. Annemin bana acıyan gözlerle bakmaya başladığı dönemlerde. Bana ne kadar üzülse de onunla konuşmazdım. Ona da kızıyordum. Bir gün o kitabı sürekli okuduğum için ilk sayfasına 'Seni seviyorum oğlum' yazmış. O kızın bu yazıyı görmesini istememiştim. Ben öyle biri değildim. Ama o benim nasıl biri olduğumu hep biliyormuş. Artık yine sorunlar çıkmaya başlamıştı. Bu acılar sorun yaratıyordu. Eskisi gibi olamıyordum. O kız kapıma gelip ağladı. 'Paran mı yok?' dedi. 'Neden dışarı çıkmıyosun?' dedi. Ben onunla dalga geçtim. Hala kendimce saklamaya çalışıyordum. Her bu tarz sorular sorduğunda ona kızıp bana karışma falan derdim. Veya dalga geçerdim. Herkes benim nasıl biri olduğumu hep biliyormuş. Neden bir kez olsun anlatmadım bilmiyorum. Annem benimle konuşabilmek için bir sürü şey denerken hatta 'Benimle hiç konuşmuyorsun' diye karşımda ağlarken neden hiç kalbim sızlamadı bilmiyorum. Anlatmak yerine daha da kendi içime kapanıp acı çekiyordum. Ben bu duygularla ne yapıcam bilmiyorum.Geçmişi değiştiremiyorum. O kıza bugün mesaj attım. Artık umrunda değilim biliyorum. Ama ben kendimi affedemiyorum. O hep aradığım gerçek sevginin en güzelini bulmuşken niye böyle iğrenç şeyler yaptım bilmiyorum. Onunla bir sürü şey yapmayı deli gibi isterken neden ona çok kızdım bilmiyorum. Heyecanlı heyecanlı annesiyle tanıştırmaya çağırırken neden ona çok kızdım bilmiyorum. Anlattığım mesajda biraz olsun anlatmaya çalıştım bunu. Beni affet dedim. Mesajımı bile engellemiş. Veya yazmıyor artık işte. 'Ben de seninle her şeyi yapmak istiyordum ama içimdeki canavara engel olamadım' diyemiyorum artık. 'Bütün gücümle sarılsam ne kadar acı çektiğimi hissedebilir misin?' diyemiyorum. Herkesin kalbi kırılmış. Artık alışmışlar. Umursamıyorlar. Ama ben içimdeki canavar yüzünden çok fazla vicdan azabı çekiyorum. O kız bana gerçekleri söylemişti.
Bu utançla nasıl yaşanır bilmiyorum. Kendimi çok iyi biri gibi gördüm hep. Şimdi her şey çok ağır geliyor. O hayal dünyasını kurmaya başladığım zamana geri döndüm. Yaşamam gereken acıyı yaşıyorum artık kaçmadan. Belki zamanında kaçmasam böyle bir canavara dönüşmezdim. En azından hala aşk olsaydı hayatımda. Yüzleşmek bu kadar zor olmazdı. Artık o başkalarıyla aşk yaşıyor. Herkese nasıl aşık olabilir bir insan bilmiyorum. Keşke ben de öyle olsaydım. Ama bunu diyebilecek bir lüksüm yok ona. Ben hepsini hak ettim. Onu başkalarıyla görmeyi de hak ettim. Çünkü biraz olsun insan olsaydım hep yanımda olurdu biliyorum. O okula gitmeye başlamıştı. Sırf ben evdeyken sıkılmayayım diye kedi aldı bana. Ben evden çıkmıyordum çünkü :D Nasıl biri olduğumu bilmiyordum ama bana çok güzel bakıyordu. Kendi tarzımda aşkı yaşıyordum. Onunla tanıştığım zamanlar ne kadar kendimi normal görsem de hiç normal değildim. İnsanlarla çok fazla yakın olmaya hala hazır değildim. Annesiyle tanışmaktan da bu yüzden korkmuş olabilirim. Aslında normal olmadığım her halimden belliymiş. Bambaşka biri olduğumu düşünüp yaşamışım hayatımı. Bana 'Sevgilim beni annesiyle tanıştırdı, hem de elimden tutarak.' demişti sonradan. O çok canımı yakmıştı. Benden başkasıyla evlenmeyi bile düşünebilmiş demek ki. Yıllar boyunca bir kere bile evlilik konusunu konuşmadım. Ne kadar istesem de yapamıyordum. Ona kızıyordum. Benimle evlilik için mi sevgili oldu diye düşündüm. 'Ben seninle ciddi düşünmüyorum' dedim hep ona kızarak. Ben ilk defa bir kızı annemle tanıştırmıştım. Ki annemle aramız da bok gibiydi. Heyecandan ne yapacağımı bilememiştim. Ama çok mutluydum. Elini tutmayı bırak elimi ayağımı nereye koyacağımı bilmiyordum. Benim için çok büyük şeylerdi. Onun için değilmiş. Başkalarına da bana baktığı gibi bakabiliyor. Bunu da hak ettim galiba. Bununla yüzleşmeyi de hak ettim. Ben her şeyi hak ettim. Artık her şeyle yüzleşmeye hazırım. Keşke aşık olmasaydım. Daha kolay olurdu.
Bana inanan insanları nasıl bu kadar zehirleyebildim bilmiyorum. Bu his nasıl geçecek bilmiyorum. Hiçbirine sarılamıyorum. Sarılıp hiç bırakmasaydım keşke. 'Ben çok acı çektim, istesem de normal insan gibi davranamıyorum. Ama iyi ki varsın' diyebilseydim keşke. Kalbim olduğunu gösteremiyorum kimseye. Bundan sonra elime alıp gezsem güzel olacak. Çok acı çekiyorum.
Ama artık kaçmak yok Bu sefer istediğim hayat için savaşmam gerektiğini biliyorum. Bahanelere sığınmadan yapmam gereken her şeyi yapıcam. Bu sefer ayağa çok güçlü kalkmalıyım. Yeni hayaller kurmalı onları yapmalıyım. Kendi hedeflerime koşmam gerek. Ben kıyıda köşede kitap okuyup mutlu olmaya çalışan biri olmak istemiyorum. Mutsuzluğuma bahane bulmak istemiyorum. Bu paragrafı sonradan ekledim :d Çok fazla umutsuz olduğumu farkettim. Yaşlı bir insan gibi sızlanmayı bırakmam gerek.
4 Ekim 2018 Perşembe
popstar bayhan
Salak salak oturmuş başlık düşünürken o aklıma geldi. Yoksa konuyla bir alakası yok. Burası yeni bloğum. Yeniden çöplüğe dönüşebilme potansiyeline sahip. Yazılar arttıkça verdiği enerji negatife doğru kayan bir blog olmaması dileğiyle. Bismillahirrahmanirrahim. Sibel makası ver. Hayırlı uğurlu olsun.
Ben acıyı anlatmadığımda yazılarım güzel olmuyormuş lan. Ben acının edebiyatını yaparken güzel oluyor her şey. Yetkin olduğum alan o galiba :D Bu yazı bok gibi oldu mesela. Ulan şarkı söylüyorum sesim güzel değil. Yazı yazayım diyorum anca salya sümük acıdan geberirken yazdığım yazılar bir şeye benziyor. Lanet olsun. Hiçbir boku beceremediğimi anladım. En güzel yol fuck the systemcı tayfaya geri dönmek galiba. Bütün yazıyı sildim. Y.rrk gibi oldu. Sikerim pozitif enerjisini. Böyle dertleşme gibi yazmaya çalışınca çok fazla karmaşıklaşıyor. İki yağmur, aşk bilmem ne yazsam direk level atlıyor yazı. Ben aşkı biliyorum lan. Yalnızlığı biliyorum. Acıyı biliyorum. Bilmediğim şeyleri yazmamam gerek. Bilmediğim konularda güzel ahkam kesebiliyorum ama yazarken olmuyormuş. Sabah 8 de rastgele bir parktaki banklara uzanıp işe, okula gidenleri izlerken sigaraya başladığım günleri anlatmam lazım. Hiç kimseye bağlılığınız olmadan, hiçbir yere ait hissetmeden insan nasıl yaşayabilir onu anlatabilirim. Acı çekerken herkese güçlü görünmek için daha fazla gülersiniz ya. Benim gülümsemem acınası bir hal alıyordu. Biraz daha gülersem ağlayacağımı biliyordum mesela o günler anlatılabilir. Daha 18 yaşında ve hala dine inancı varken belki biri duyar diye 'İntihar bile edecek cesaretim yok, nolur bir yol göster ' haykırışlarını da anlatabilirim. Ve ondan önceki gün telefonda ağız dolusu edilen küfürlere ve defalarca söylenen 'Git intihar et de kurtulalım' cümlelerine diyecek bir şey bulamamış biriydi bunları yaşayan. Kızmasın diye telefonu kapatmadan bütün küfürleri dinlemişti. İntihar da edemezdi. Garipti. İntihar bile edemeyeceğini bilerek hayata devam etmek çok garipti. O yüzden söylenen laflar onda hiçbir etki yaratmıyordu. Yaşamıyordu sanki. Sadece güneş doğmadan evvel bir parkın bankında uzanıp sigara içmek istiyordu. Parka doğru giderken gördüğü kuşlar onda gülümseme yaratıyordu. Ama doğal bir gülümseme değildi. Bir şeylere gülmesi gerekiyordu artık. Sabah gün başlıyordu, kuşlar uçuyordu bu insana huzur vermeliydi. Artık güzel bir şeyler hissetmek istiyordu sadece. Ve işte yazma fikri o zaman çıktı. İyi bir şeyler yazmak değildi amaç. Yazmak da değildi. Bir şey olmasıydı sadece. Yapabileceği tek şey yazmaktı. Çaresiz, boşlukta, yapayalnız biri hayata bir çok tepki verebilirdi. O her şeye gülmeyi seçmişti. Ama acınası bir gülmeydi. İntihar bile edemeyeceğini bilen bir insanın gülmesiydi. 'Biliyorum intihar edemem, etmem de ama kendime 2 yıl veriyorum. Böyle devam ederse galiba artık yapmak zorundayım. Nolur intihar etmek zorunda kalmayayım.' diye dua eden birinin gülmesiydi. Okulda kazandığı başarılardan sonra birinin o yaşta sigaraya hatta içkiye bağlanması çok acınası bir durum değil miydi? Keşke özentilik için başlamış olsaydı. Ve o sadece gülmek istiyordu. Karakter gelişimini sadece acınası gülümsemesini daha doğal hale getirebilmek üzerine yapan biri gerçekten gülebilir miydi? Gülmek bir refleks miydi yoksa bir ihtiyaç mıydı onun için? Yıllar sonra bolca duyacağı 'Ne kadar boş adamsın' cümleleri, hayatın tek gerçeği olan ölümle bu kadar yüz yüze olan biri için ne ifade edebilirdi? Yaşadığı her şeyi gülümsemesine saklayabilen biri aslında güçsüz sayılır mıydı? Hayatın değerini kim daha iyi biliyordu? Her gün annesinin acı dolu bakışlarına alışmış olan bir insan ne hissederdi? O anne yıllar önce oğluna gururla bakmıştı hep. 'Anne yine birinci oldum, kürsüde ödül verecekler sen de gel' derken ne kadar mutlu olduğunu hatırlıyordu. İnsan yüzünü neye dönerdi böyle bir dönemde? Annesine dönecek yüzü yoktu. Tanrıya mı? Hiç sanmıyorum. Tanrı o yaştaki birine bunları yaşatabilecek kadar zalim olabilir miydi? Yıllarını antidepresanlarla ve insanlardan uzak geçiren biri tekrar hayata nasıl adapte olabilirdi? Bunları yaşadığı için güçlü müydü yoksa güçsüz müydü? En ufak insani duygusu kalmayan biri hayata nasıl devam edebilirdi? Mutlu taklidi yapmaktan yorulur muydu bir insan? Her şeye rağmen toparlanıp tekrar denediğinde yine yapamayacağını görürse intihar mı ederdi? Hayallerine tutunmaktan, hayallerde yaşamaktan başka neye sarılabilirdi? Bir insan 'Normal bir insan olayım' diye defalarca dua eder miydi? Her şeyden tamamen kopmak ve geri dönüşü olmayan kararlar almak üzereyken hangi güç bundan vazgeçirirdi onu? Aşk geçirirdi. İlk defa gerçekten gülmesini de sağlardı. İçindeki çocuğun yaralarını da sarardı aşk. Ufacık bir sevgi bu kadar büyük bir karanlığı birden bire nasıl gökkuşağına çevirirdi? 'Artık ben hazırım hayata' demeye hazırlanırken 'Ben seni artık tanıdım' diyerek giden birinin ardından sardığı bütün yaralar bir anda nasıl kanamaya başlardı? 'O da beni sevmemiş' diye ağlayan, yaralarla dolu içindeki çocuğu nasıl susturabilirdi? Bu sefer gülümseme yeter miydi bunları saklamaya? Bu sefer saklayamıyordu bu acıyı. Hayatında bu kadar acı olan biri nasıl baş ederdi bununla? Herkese normalmiş gibi davrandığı hayatını hep bu şekilde ne kadar daha devam ettirebilirdi? Zamanında hiç yaşayamadığı acısını içinden nasıl atabilirdi? Herkese gülerek acı çekmediğini defalarca kanıtlamaya çalışmıştı. 'Ben çok kötü şeyler yaşadım. İntiharı çok düşündüm. Hiçbiriniz yanımda değildiniz. Kimse ne hissettiğimi sormadı. Annemin bana olan bakışlarının içimde yarattığı o utancı kim geçirebilir?' cümleleri ne kadar önemli artık? Her sabah parka giderken ördekleri görünce gülmeye çalışan biri ne kadar yaşıyordu? Böyle bir geçmişin bıraktığı izler geçer miydi? Artık normal olmaya çalışmaktan yorulmuştu.
Bu dönem neden bu kadar karamsarım hiç bilmiyorum. Neden böyle şeyler yazmak istiyorum bilmiyorum. Sonbahar etkisi mi bilmem. Ama yazmak iyi. Dersler de yeni yeni başlıyor zaten. Kendime ergenliğini biraz daha yaşama şansını veriyorum. İçimdeki 17 yaşındaki çocuğun allah belasını versin. Eski blogtaki yazılar yine eski sevgiliye, aşk acısına dönmeye başlayınca bıraktım. Anladım ki içimde hep kalacak onlar. Tekrar iyi olup onu kazanmak falan değilmiş olay. Neden geri döndüğünde kötü hissettiğimi de anladım. Safiyeyle faik gibi iyi anlaşmış ve çok mutlu olmuş olabiliriz ilk başlarda :D Ben en kötü zamanımda onu bulmuştum. Ona sığındım. O da bana sığındı. Aramızdaki şey gerçek sandım. Baya baya gerçek hem de. Onunla çok mutluyduk hiçbir şeyi kafasına takmayan biriydi. Benim de ihtiyacım olan oydu o dönemde. Ama zaman geçince bana karşı da aynı olacağını düşünmedim. Bana ait bir şey bulmuştum ve hiç bırakmak istememiştim. Hep peşinde koştum o geri gelince de yine bende sorun oldu. Aradığım şeyin onda olmadığını anladım galiba. Yine geri gelse yine giderim. Ama biliyorum ki o benim sandığım kişi değil. Hayır o da gerçekten sevdi ama belli edemiyor diye düşündüm hep. Olay o değilmiş. O ben olmayınca da başkalarına koşacak bunu hep biliyordum. En zor kabullenişim bu olacak. Zamanında bu gerçekten kaçarak hep ona sarılmıştım artık yüzleşmek zorundayım. Bayadır da bunu biliyorum. Galiba o yüzden biraz bu haldeyim. Ona teşekkür mü etmem lazım bilmiyorum. Bana hayatın ne kadar güzel olabileceğini gösterdi. Ne bileyim biri beni gerçekten sevdi heralde diye düşündüm. Beni güçlü görmesini, böyle çok iyi, mutlu takılıp tekrar bana dönmesini falan beklemek pek bana göre değil artık. Karanlık tarafımdan korkmuş olabilir :d Hayatımda ilk defa kendimden başka birini önemsemiştim. Doğum günü hazırlamıştım. Mum yakmayı bile bilmiyordum. Son zamanlarda bir sürü yapmamam gereken şey yaptım. Eğer onları yapmasaydım yine çok mutlu olurduk, sürekli salak salak şeylere gülerdik biliyorum. Şimdi de her şey düzgün olsa öyle oluruz. Ama bir kere yanıma gelip 'Sana ne oldu?' demedi. Saçının teline bile aşık olduğum insan benim acımı göremedi lan. Sadece eskisi gibi olmamı bekledi. Ben de diğer herkese yaptığım o acınası 'ben acı çekmiyorum' gülümsemesinden yaptım. Onun da hayatında bir sürü sorun vardı ve ben bir sorun varken kimseyi kendime yaklaştırmam bunu biliyorum. Ne bileyim olmadı yakınlık hissedemedim. Belki de tamamen o haklı. Artık bunları düşünüp neden sonuç ilişkisi kurmayı bıraktım. Bu aralar deli gibi depresif takılıp az kendi halimde kalmak istiyorum. Çekebildiğim kadar acıyı çekip deli gibi çekmem gerek. Zaten bir sürü yapmam gereken şey var. Pek fazla acıya zaman kalmayacak. Bu duyguları teee 16 yaşında yaşadım en son. Geceleri şarkı dinleyip acı çekmek çok güzeldi lan. O zaman için güzel değildi de şimdi bakınca güzel geliyor. Belki de bu yüzden ergenliğe dönmüştür yazılarım falan. O dönemi hatırlamışımdır :d Aşk benim için bir tutku lan. Acı çeksem de hep mükemmel olduğunu bildiğim için aramaya devam ettim. Tekrar bulduğum zaman ne kadar büyüleyici olacağını düşünmek bile bana mükemmel geliyor şimdiden. Hayat kalitenizi düşürün, her hoşunuza gidenle sevgili olmayın. Aşka inanın. Yoksa aşk nedir ki amına koyyim. Ama benim gibi kendinizi tamamen aşka saklarsanız etkisi maksimum seviye oluyor :D Evde de kalabilirsiniz çok da şey yapmim. Lan aşırı acı çekiyorum ya. Bayadır olmuyordu. Zevkli de ha. Bu ergen ruh hallerim bile çok hoşuma gidiyor. Saçlarım falan dökülüyo diye moralim bozuluyodu. Bu aşk acısı iyi oldu. Aslında ben bu kafaya bayadır girdim. Mutluydum da he. Kabullendikten sonra çekilen acı daha değişik. Artık kendini iyileştirmeye başlıyorsun çünkü. Ama doğum günümde mesaj atmıştı. Yine aklımda acaba oluştu. Ondan sonra bozuldu olay. Tekrar girdim kabullenme kafasına :d Bu acı daha değişik. Önceden hep bi peşinden koşma fikri olurdu. Doğum gününü beklemiştim geçen sene mesaj atmak için falan. Artık oyun oynayacak halim yok. Bu sefer bütün zorlukları aşmaya hazırım. Hayatım bok gibiydi. Onu düzelttim sayılır. Artık tek başıma hayata ben de varım diyebilecek gücüm var.
Ben acıyı anlatmadığımda yazılarım güzel olmuyormuş lan. Ben acının edebiyatını yaparken güzel oluyor her şey. Yetkin olduğum alan o galiba :D Bu yazı bok gibi oldu mesela. Ulan şarkı söylüyorum sesim güzel değil. Yazı yazayım diyorum anca salya sümük acıdan geberirken yazdığım yazılar bir şeye benziyor. Lanet olsun. Hiçbir boku beceremediğimi anladım. En güzel yol fuck the systemcı tayfaya geri dönmek galiba. Bütün yazıyı sildim. Y.rrk gibi oldu. Sikerim pozitif enerjisini. Böyle dertleşme gibi yazmaya çalışınca çok fazla karmaşıklaşıyor. İki yağmur, aşk bilmem ne yazsam direk level atlıyor yazı. Ben aşkı biliyorum lan. Yalnızlığı biliyorum. Acıyı biliyorum. Bilmediğim şeyleri yazmamam gerek. Bilmediğim konularda güzel ahkam kesebiliyorum ama yazarken olmuyormuş. Sabah 8 de rastgele bir parktaki banklara uzanıp işe, okula gidenleri izlerken sigaraya başladığım günleri anlatmam lazım. Hiç kimseye bağlılığınız olmadan, hiçbir yere ait hissetmeden insan nasıl yaşayabilir onu anlatabilirim. Acı çekerken herkese güçlü görünmek için daha fazla gülersiniz ya. Benim gülümsemem acınası bir hal alıyordu. Biraz daha gülersem ağlayacağımı biliyordum mesela o günler anlatılabilir. Daha 18 yaşında ve hala dine inancı varken belki biri duyar diye 'İntihar bile edecek cesaretim yok, nolur bir yol göster ' haykırışlarını da anlatabilirim. Ve ondan önceki gün telefonda ağız dolusu edilen küfürlere ve defalarca söylenen 'Git intihar et de kurtulalım' cümlelerine diyecek bir şey bulamamış biriydi bunları yaşayan. Kızmasın diye telefonu kapatmadan bütün küfürleri dinlemişti. İntihar da edemezdi. Garipti. İntihar bile edemeyeceğini bilerek hayata devam etmek çok garipti. O yüzden söylenen laflar onda hiçbir etki yaratmıyordu. Yaşamıyordu sanki. Sadece güneş doğmadan evvel bir parkın bankında uzanıp sigara içmek istiyordu. Parka doğru giderken gördüğü kuşlar onda gülümseme yaratıyordu. Ama doğal bir gülümseme değildi. Bir şeylere gülmesi gerekiyordu artık. Sabah gün başlıyordu, kuşlar uçuyordu bu insana huzur vermeliydi. Artık güzel bir şeyler hissetmek istiyordu sadece. Ve işte yazma fikri o zaman çıktı. İyi bir şeyler yazmak değildi amaç. Yazmak da değildi. Bir şey olmasıydı sadece. Yapabileceği tek şey yazmaktı. Çaresiz, boşlukta, yapayalnız biri hayata bir çok tepki verebilirdi. O her şeye gülmeyi seçmişti. Ama acınası bir gülmeydi. İntihar bile edemeyeceğini bilen bir insanın gülmesiydi. 'Biliyorum intihar edemem, etmem de ama kendime 2 yıl veriyorum. Böyle devam ederse galiba artık yapmak zorundayım. Nolur intihar etmek zorunda kalmayayım.' diye dua eden birinin gülmesiydi. Okulda kazandığı başarılardan sonra birinin o yaşta sigaraya hatta içkiye bağlanması çok acınası bir durum değil miydi? Keşke özentilik için başlamış olsaydı. Ve o sadece gülmek istiyordu. Karakter gelişimini sadece acınası gülümsemesini daha doğal hale getirebilmek üzerine yapan biri gerçekten gülebilir miydi? Gülmek bir refleks miydi yoksa bir ihtiyaç mıydı onun için? Yıllar sonra bolca duyacağı 'Ne kadar boş adamsın' cümleleri, hayatın tek gerçeği olan ölümle bu kadar yüz yüze olan biri için ne ifade edebilirdi? Yaşadığı her şeyi gülümsemesine saklayabilen biri aslında güçsüz sayılır mıydı? Hayatın değerini kim daha iyi biliyordu? Her gün annesinin acı dolu bakışlarına alışmış olan bir insan ne hissederdi? O anne yıllar önce oğluna gururla bakmıştı hep. 'Anne yine birinci oldum, kürsüde ödül verecekler sen de gel' derken ne kadar mutlu olduğunu hatırlıyordu. İnsan yüzünü neye dönerdi böyle bir dönemde? Annesine dönecek yüzü yoktu. Tanrıya mı? Hiç sanmıyorum. Tanrı o yaştaki birine bunları yaşatabilecek kadar zalim olabilir miydi? Yıllarını antidepresanlarla ve insanlardan uzak geçiren biri tekrar hayata nasıl adapte olabilirdi? Bunları yaşadığı için güçlü müydü yoksa güçsüz müydü? En ufak insani duygusu kalmayan biri hayata nasıl devam edebilirdi? Mutlu taklidi yapmaktan yorulur muydu bir insan? Her şeye rağmen toparlanıp tekrar denediğinde yine yapamayacağını görürse intihar mı ederdi? Hayallerine tutunmaktan, hayallerde yaşamaktan başka neye sarılabilirdi? Bir insan 'Normal bir insan olayım' diye defalarca dua eder miydi? Her şeyden tamamen kopmak ve geri dönüşü olmayan kararlar almak üzereyken hangi güç bundan vazgeçirirdi onu? Aşk geçirirdi. İlk defa gerçekten gülmesini de sağlardı. İçindeki çocuğun yaralarını da sarardı aşk. Ufacık bir sevgi bu kadar büyük bir karanlığı birden bire nasıl gökkuşağına çevirirdi? 'Artık ben hazırım hayata' demeye hazırlanırken 'Ben seni artık tanıdım' diyerek giden birinin ardından sardığı bütün yaralar bir anda nasıl kanamaya başlardı? 'O da beni sevmemiş' diye ağlayan, yaralarla dolu içindeki çocuğu nasıl susturabilirdi? Bu sefer gülümseme yeter miydi bunları saklamaya? Bu sefer saklayamıyordu bu acıyı. Hayatında bu kadar acı olan biri nasıl baş ederdi bununla? Herkese normalmiş gibi davrandığı hayatını hep bu şekilde ne kadar daha devam ettirebilirdi? Zamanında hiç yaşayamadığı acısını içinden nasıl atabilirdi? Herkese gülerek acı çekmediğini defalarca kanıtlamaya çalışmıştı. 'Ben çok kötü şeyler yaşadım. İntiharı çok düşündüm. Hiçbiriniz yanımda değildiniz. Kimse ne hissettiğimi sormadı. Annemin bana olan bakışlarının içimde yarattığı o utancı kim geçirebilir?' cümleleri ne kadar önemli artık? Her sabah parka giderken ördekleri görünce gülmeye çalışan biri ne kadar yaşıyordu? Böyle bir geçmişin bıraktığı izler geçer miydi? Artık normal olmaya çalışmaktan yorulmuştu.
Bu dönem neden bu kadar karamsarım hiç bilmiyorum. Neden böyle şeyler yazmak istiyorum bilmiyorum. Sonbahar etkisi mi bilmem. Ama yazmak iyi. Dersler de yeni yeni başlıyor zaten. Kendime ergenliğini biraz daha yaşama şansını veriyorum. İçimdeki 17 yaşındaki çocuğun allah belasını versin. Eski blogtaki yazılar yine eski sevgiliye, aşk acısına dönmeye başlayınca bıraktım. Anladım ki içimde hep kalacak onlar. Tekrar iyi olup onu kazanmak falan değilmiş olay. Neden geri döndüğünde kötü hissettiğimi de anladım. Safiyeyle faik gibi iyi anlaşmış ve çok mutlu olmuş olabiliriz ilk başlarda :D Ben en kötü zamanımda onu bulmuştum. Ona sığındım. O da bana sığındı. Aramızdaki şey gerçek sandım. Baya baya gerçek hem de. Onunla çok mutluyduk hiçbir şeyi kafasına takmayan biriydi. Benim de ihtiyacım olan oydu o dönemde. Ama zaman geçince bana karşı da aynı olacağını düşünmedim. Bana ait bir şey bulmuştum ve hiç bırakmak istememiştim. Hep peşinde koştum o geri gelince de yine bende sorun oldu. Aradığım şeyin onda olmadığını anladım galiba. Yine geri gelse yine giderim. Ama biliyorum ki o benim sandığım kişi değil. Hayır o da gerçekten sevdi ama belli edemiyor diye düşündüm hep. Olay o değilmiş. O ben olmayınca da başkalarına koşacak bunu hep biliyordum. En zor kabullenişim bu olacak. Zamanında bu gerçekten kaçarak hep ona sarılmıştım artık yüzleşmek zorundayım. Bayadır da bunu biliyorum. Galiba o yüzden biraz bu haldeyim. Ona teşekkür mü etmem lazım bilmiyorum. Bana hayatın ne kadar güzel olabileceğini gösterdi. Ne bileyim biri beni gerçekten sevdi heralde diye düşündüm. Beni güçlü görmesini, böyle çok iyi, mutlu takılıp tekrar bana dönmesini falan beklemek pek bana göre değil artık. Karanlık tarafımdan korkmuş olabilir :d Hayatımda ilk defa kendimden başka birini önemsemiştim. Doğum günü hazırlamıştım. Mum yakmayı bile bilmiyordum. Son zamanlarda bir sürü yapmamam gereken şey yaptım. Eğer onları yapmasaydım yine çok mutlu olurduk, sürekli salak salak şeylere gülerdik biliyorum. Şimdi de her şey düzgün olsa öyle oluruz. Ama bir kere yanıma gelip 'Sana ne oldu?' demedi. Saçının teline bile aşık olduğum insan benim acımı göremedi lan. Sadece eskisi gibi olmamı bekledi. Ben de diğer herkese yaptığım o acınası 'ben acı çekmiyorum' gülümsemesinden yaptım. Onun da hayatında bir sürü sorun vardı ve ben bir sorun varken kimseyi kendime yaklaştırmam bunu biliyorum. Ne bileyim olmadı yakınlık hissedemedim. Belki de tamamen o haklı. Artık bunları düşünüp neden sonuç ilişkisi kurmayı bıraktım. Bu aralar deli gibi depresif takılıp az kendi halimde kalmak istiyorum. Çekebildiğim kadar acıyı çekip deli gibi çekmem gerek. Zaten bir sürü yapmam gereken şey var. Pek fazla acıya zaman kalmayacak. Bu duyguları teee 16 yaşında yaşadım en son. Geceleri şarkı dinleyip acı çekmek çok güzeldi lan. O zaman için güzel değildi de şimdi bakınca güzel geliyor. Belki de bu yüzden ergenliğe dönmüştür yazılarım falan. O dönemi hatırlamışımdır :d Aşk benim için bir tutku lan. Acı çeksem de hep mükemmel olduğunu bildiğim için aramaya devam ettim. Tekrar bulduğum zaman ne kadar büyüleyici olacağını düşünmek bile bana mükemmel geliyor şimdiden. Hayat kalitenizi düşürün, her hoşunuza gidenle sevgili olmayın. Aşka inanın. Yoksa aşk nedir ki amına koyyim. Ama benim gibi kendinizi tamamen aşka saklarsanız etkisi maksimum seviye oluyor :D Evde de kalabilirsiniz çok da şey yapmim. Lan aşırı acı çekiyorum ya. Bayadır olmuyordu. Zevkli de ha. Bu ergen ruh hallerim bile çok hoşuma gidiyor. Saçlarım falan dökülüyo diye moralim bozuluyodu. Bu aşk acısı iyi oldu. Aslında ben bu kafaya bayadır girdim. Mutluydum da he. Kabullendikten sonra çekilen acı daha değişik. Artık kendini iyileştirmeye başlıyorsun çünkü. Ama doğum günümde mesaj atmıştı. Yine aklımda acaba oluştu. Ondan sonra bozuldu olay. Tekrar girdim kabullenme kafasına :d Bu acı daha değişik. Önceden hep bi peşinden koşma fikri olurdu. Doğum gününü beklemiştim geçen sene mesaj atmak için falan. Artık oyun oynayacak halim yok. Bu sefer bütün zorlukları aşmaya hazırım. Hayatım bok gibiydi. Onu düzelttim sayılır. Artık tek başıma hayata ben de varım diyebilecek gücüm var.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)